Kalem, güzel kalem

Çarşamba, Aralık 14, 2005

Ağlar insanlığım

Az önce Schindler’in Listesi’ni izledim… Şu an gözlerimden yaşlar süzülüyor. Filmdeki duygusallık değil sadece, bunun çok ötesinde bir şey bu. İnsanlık, hani şu öldü mü diye geyiğini yaptığımız insanlık; onu hatırladığım için ıslanıyor klavyem.

Ha Schindler, ülkesinin katlettiği Yahudileri korumuş, ha Mevlana hiçbir ayrım yapmadan ne olursan, kim olursan gel demiş, ha Mustafa Kemal halkına günler, belki saatler önce zûlmekte olan ülkenin bayrağını yerden kaldırmış… Daha da yazılır. Yazılabileceklerin arasından kaç tanesini biliyorum ki? Şu an birden aklıma bu üçü geldi.

Şu veya bu şekilde her bir insanı eleştirebiliriz, bana o şöyleydi bu böyle yaptı diyebilirsiniz; ama bu gerçekleri değiştiremezsiniz.

Bana öyle geliyor ki, bir kelimenin anlamını gün geçtikçe yitiriyoruz: “İnsan”.

İnsan Hakları Bildirgesi nedir? Nereye kadar? Zorlama iki kuralla insanlık nasıl var olur? Neden sınırlıyoruz kendimizi? İnsanlık ne zaman fark edecek insan olduğunu? Her geçen gün milliyetçiliğin, soyculuğun; en azından bunların şu an geldiği noktaların ne kadar kötü fikirler olduğu düşüncesi gittikçe güçleniyor zihnimde.

İnsan tekti, gruplar oluşturdu; gruplar kabilelere, kabileler soylara, boylara, toplumlara, devletlere, milletlere dönüştü. İnsanın varlık bilinci gittikçe arttı. Ancak yine de… Belki çatışma sayısı azaldı bu geçiş sırasında. Yani şöyle bir dönüp Anadolu’ya bakalım Osmanlı öncesi mesela. Ya da Balkanlara… Kendi arasında savaşan bir sürü grup. Sonra ne oldu? Birleştiler bir çatı altında. Artık o kadar çatışma yoktu. Artık bir sürü beylik yerine Osmanlı vs falanca vardı. Bu bir geçişti. Dünya savaşı geldi sonra. Her ülke birbiriyle savaşmak yerine, bloklar birbiriyle savaştı. Görünür savaş sayısı azaldı. Ama sayılar arttı, orası ayrı..

Ama asıl nokta bu değil. Asıl nokta nedir derseniz…. Bence bu geçiş olumlu. Ve bilincin gelişimini gösteriyor. Darmadağın ne halt olduğu belirsiz gruplardan, kendini bilen tek bir çatı altında toplanmış bir birliğe geçiş… Fakat bir sorun var: Neden savaşmak gerekli? Neden bazı boylar yok olmadan birleşmiyorlar? Neden dünya savaşı çıkmadan bloklar kurulmuyor? Acaba insanların “insanlık” adı altında birleşmesi için ne kadar daha kurban verilecek? Peki ya sonra? Belki bir gün gerçekten birleşecek insanlık… Sonra? Bu sefer de farklı uzaylı ırklar bulursak onlarla savaşıp, gittikçe artan kayıplar verip sonunda, “ya bir dakika biz hepimiz aynı evrene aitiz” mi diyeceğiz?

Neden bu kadar aptal olmak zorundayız? Neden insanlar ölmek zorunda? Ne zaman bitecek katliamlar? Ya da bitecek mi? Bir zaman yaşayacak mı insanlık küçük kızların kapıları çalmadığı?

Keşke birisi çıkıp “Evet” diyebilse. “Evet, bir gün gelecek, insanlar birbirlerini yargılamayı, din, dil, ırk ayrımı yapmayı bırakacaklar. Bir gün gelecek barış içinde yaşayacaklar” diyebilse. En azından inanır gibi yapabilirdik değil mi?

Ama nedense bu konuda pek ümitli değilim. Öte yandan ümitsiz de değilim. Umut olmadan varlığın bir anlamı olmazdı ya zaten. Sanırım bize düşen şey, bireysel olarak önyargıları kırmak, gereksiz ayrımcı görüşleri beynimizden silmek ve her birimizin aynı evrene ait olduğunu fark etmek.

Schindler’in Listesi’ni benden başka izlemeyen kalmış mıdır bilmiyorum. Aslında biliyorum. Kalmıştır muhakkak. Şiddetle tavsiye ediyorum. Steven Spielberg’ün yeri artık gözümde apayrı. Duydun mu sıtiv amca?
Bir de… Filmin sonunda Schindler’in mezarı üzerine taşlar bırakıyorlar. Mezar bir Hristiyan mezarı. Taşları bırakanlar Yahudiler. Sanırım Müslüman geçinen biri olarak bana da Allah rahmet eylesin demek düşüyor. Eğer ölüm sonrası varlık devam ediyorsa (ben ettiğine inanıyorum) umarım bu ikinci hayatı iyi gidiyordur.

Almôra’nın anladığım kadarıyla savaş üzerine olan Cehennem Geceleri şarkısının sözleri ile yazımı bitiriyorum (Zombie falan da olabilirdi).. Saygılarımla efendim.


Ve cehennemden bir gece daha
Utanır, utanır insanlığım bu çirkin karanlıktan.
Nefret oyununda bir perde daha
Yorulur, yorulur ruhumuz bu kızıl günahlardan.

Kan ve ateş küfrediyor tüm masallara,
Yas tutuyor melekler karanlığımıza,
Ve nasırlaşmış yüreğinle sen aciz dünya.

Dinle bu acının masalını
Seyret o utanç tarlalarını
Mahşer yağıyor gökten
Düşüyor, düşüyor yıldızlar.

Düşüyor, düşüyor yıldızlar...

1 Comments:

  • Öyle güzel yazmışsın ki... Yorum yazmak bile yazına bir leke getirir gibi hissettirdi. Susuyorum. Zamanında dediğimiz gibi. Sessizlik de bir tepkidir.

    Not: Schindler'in Listesi'ni henüz izlememiş cahillerden birini aydınlattın bu yazınla. En kısa zamanda izleyeceğim.

    By Blogger Aslı "TILSIM" Palabıyık, at 4:16 ÖS  

Yorum Gönder

<< Home